Bi' Şeyler
August 31, 2014
ah küspe

iki buçuk litrelik fanta şişesinde süt verdi mehmet amca. zehirli küspeden hayvanlar kör olmuş. 12 hayvanı ölmüş. hayvanların tepelerinden aşağı soğuk suyu dökermiş, kalkıp yemlerini yerlermiş. küspeye bir madde atıyorlarmış, çok zararlıymış. 15 sene önce bunlar yaşanmış. küspeyi fare yemesin diye zehir atıyorlarmış. sonra hayvanlar küspeyi yiyince ölmüşler. artık hayvanlara etraftan topladığı çeşitli yiyecekleri veriyormuş. küspeden hayvanların karnı şişermiş. Köpekler üzümlerini yermiş. “çık! çık!” diye sertçe bağırıp kovalarmış. bahçesine 10 tane çingene kadın girip poşetlerle yaprak toplamışlar. “haram helal bilmez misiniz?!” diye bağırıp kızmış. bahçesine gençler girip bira içermiş. bu yaştan sonra ne yapayım, diyor. bitti artık burası, diyor. kentte de yaşanmaz, hapishane, diyor. ne insanlarla karşılaşıyorum anlatmakla bitmez, dedi. roman oldum diyor. çok gezen çok bilir, çok gezen çok görür diyor. 15 senedir girmediğim kapı, karşılaşmadığım insan kalmadı. insanlarla uğraşmak hayvanlarla anlaşmaktan daha zor, diyor. herkes tutturmuş bir yol gidiyor işte,  diyor. insanın içinde biraz allah korkusu olacak, diyor sessizce. 3 hayvanını çalmışlar. ayrılamıyosun işte, bir allah bir ben burda, diyor.

2:07pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1Pf92K7
Filed under: metin anı yazı deneme 
August 29, 2014
korkma.

korkma.

August 21, 2014

July 17, 2014
"

DAHA ÖNCEKİ ÇÖL.

Karşımdaki sensin, sen değilsin,
Karşımdaki çölün bıraktığı.

Karşımdaki sensin-sen değilsin

Sesleri yok olsun istiyorum.

Bilebilseydin bunu,
İnsan seni ne kadar çok seviyor.
Ne kadar çok seviyorum seni,
İnsan seni ne kadar çok seviyor.

Diyapazon olarak kullandığımız kedi iskeleti,
Artık gülüyor.

Artık gülüyor.
Dudaklarındaki büzülmüş iplikler çözülüyor.
Azot depoları tükeniyor.

"

— Ahmet Güntan

July 10, 2014
mer mer

bir merkezde her gün ‘el’ tırnaklarını törpülerken, şimdi mermer ustası olan bir adam ile karşılaştım. “senin tırnaklarını da törpüleyelim” diyip, mermer kesme makinesini çalıştırdı. gülüştük. bir melek benzetmesi yapılacak olsaydı bu adam kaçınılmazdı. her yeri bembeyazdı, tek eksiği kanatları. fazlalıkları göbeği. “senin göbeği de eritelim” diyip kaynak makinesini çalıştırdım.

taburcu olamadı.

4:18pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1L4zZ2B
Filed under: hikaye 
July 4, 2014
a3 - a6

buradan kalkar giderim. kırmızılar arasında dolaşırım. bir gitar solosuna eşlik ederim. aklıma bile gelmeyecek bir kişiyi çok özledim. hiçbir şeyim yok. sırtım yere gelmez. sevilmek istiyorlar. çok mutlu olacağız. yataktan yeni kalkıp bir zeytin dilimlerim. dur. yarın akşam uyuma partisi var. sarin gazını unutma. karbonmonoksit. salvia divinorum. kendime bir şeyler hatırlatmayı hep unutuyorum. yazları karpuzlaşmak istiyorum. gece yarısında bir sokak lambasını öpmek istiyorum. muhammed ali’yi övmek, da vinci’ye sormak istiyorum. kadavraların gizliden nekrofili yaptı mı seni? bütün ölümlerden sonra nekrofil olup yüksek fiyata tablolar alıyoruz. mezarını kazmaya korkup yanında bekliyoruz. mezarlıkta eşitlik yok. siyah parlak mermer taşlar var. kum yığınları var. babannem kil yerdi. temel reis ıspanak yerdi. ben katma değer vergisini düşünürdüm. bir video oyununda ördek düşürürdük. sevgili bizden soğuyunca üşürdük. üşüye üşüye büzüşürdük. toparlanmamız için hakem 10’a kadar sayacak. hemen kalkıp birini bulup hayal kırıklığına uğratmamız lazım. bu böyle sürüp gidecek. kim “vur!” diyecek? kim vurduya gidecek? kim vurdulu olacak, kim kırdılı? yerleşim birimleri. ambulans sirenleri. azrail’in gelmesi, insanlığın bitmesi, siyah gözlük satışının artması, insanların ağlaması. new age kavramları üzerimizde. a3. yuvarlan. devinim yarat. kaosun parçası ol. erik ısır. çok üzülüyorum. kilo almışsınız. a6. ağlayarak koş. koş. koş. kooooooş!

bir plan yapılmış ve bundan haberim yok. her gece bir alışveriş merkezinde gergedan besliyorum.

3:15pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1KXEALm
Filed under: deneme denemededim 
May 5, 2014
yirmi dakikalık yürüme mesafesi

aşka verilen değerle adamlığı eş değer gören bir taksiciyle kısa mesafe seyahati yapıyordum. lisedeki sevgililerinden ve hala ara sıra aklına gelen emel’den bahsediyordu. anlattıklarını pek dinlemediğim bu taksicinin taksisinden ‘sevgiyle kal abi’ diyerek inmiştim. oynadığım rol taksimetreyi olduğundan az göstermişti ve sol kolum acıyordu. beş dakikalık yürüme mesafesiyle kapısına vardım, kilide iki el ateş edip içeri girdim. mutfaktan ‘hoşgeldin hayatım’ diye seslendi. beni iyi tanırdı.

uyandığında yanında yoktum. bir taksi çağırdım. asansör boşluğuna düşecek kadar maymun iştahlı pragmatist bir taksiciyle beraberdim. gideceğim o kısa mesafede bana zerre yarar sağlamayacak anılarını anlattı. dinledim. aşktan bahsetti. aşktan bahsederken soğukkanlıydı. bu adamın kanında sadakate rastlamanın imkansıza yakın olduğuna kendimi inandırmıştım. gideceğim kısa mesafeyi uzatıp anılarıyla beni hipnoz etmişti. taksimetre olduğundan fazla gösteriyordu, üzülmesin diye bir şey demedim. adama değil, taksimetreye. şerefsiz adam. indim. yirmi dakikalık yürüme mesafesindeydim ve sol bacağım da ağrıyordu. kapısına vardım. terlemiştim. elimde çiçekler varken kilidi sessizce açıp içeri girmekte zorlanıyordum. ‘ben geldim hayatım’ diye seslendim. beni tanıyamadı. yanlış eve girmiştim.

sol kulağım ağrıyordu.

9:30pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1F12qF5
Filed under: hikaye edebiyat 
April 3, 2014
viral değildir

uzaklardan giden bir karga
nereye gidebilir?
kim ne diyebilir?
durmadan susan bir damla
nereye dolabilir?
ne su/sayabilir (1, H2o, 3)
iki kere iki eden bir adamla
nasıl dövüşülür?
toplasan beş para etmeyen kadınla
nasıl öpüşülür?
tüm bu olanlar olmayanlar
nasıl örtülür?
körkütük sarhoş, iğneyle gömülür
üç buçuk kardeş, hemen hemen üzülür
yerdeki kanlar, vileda’yla temizlenir
viral değildir
insan durur mu, yapıştırır delirir

1:52pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1B_HI_T
Filed under: viral değil şiir 
April 1, 2014
B1R, 1K1, 111Ç

bakışma/buluşma/öpüşme/duruşma/karışma/üzüşme/bitiş

*like lovers do

11:28pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1Bqs5Fa
Filed under: şiir deneysel aşk 
April 1, 2014
trende yazdım

uçaklar gerçekten hızlı gidiyor
kıskaçlar bedeni acıtıyor
IIIe kadar sayamadan vakit geçiyor
yatışa geçerken
bir derken, iki derken
ince belli camdan kumlar düşüyor
tuzu eksik cenin öksürürken
everyday that I can

11:25am  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1BoLthc
Filed under: şiir tren ankara 
February 10, 2014
Hazırsanız

image

Diyeceğim şu ki, davranışlarınız birbiriyle tutarlı. Nedense az konuşup çok dinliyorsunuz. Bir de neden lafımı bölmüyorsunuz ki? Ayrıca günde on üç defa empati kurduğunuzu gördüm. Hatta insanlara hep gülümsüyormuşsunuz da. Ne bileyim.

Hatırlıyor musunuz ilk tanıştığımız gün üstümü örtmüştünüz. Hatırlarsınız çünkü siz hep önemsersiniz. Ve o gece uyu(ya)mamıştım, kalktım haberiniz olmadan yanınıza geldim. Çünkü size haber etmezler. Geldim çünkü nefesinizin sesini duyamıyordum, yanınızda uyanmamın sebebi buydu. Ve uyandığımda da üstüm örtülüydü. Yattığınız yastıkta başınızı göremedim ve dokundum yastığa, sıcaktı, yeni uyanmış ve fazla uzaklaşmış olamazdınız. Çünkü siz kırıldığınız insanlardan bile uzaklaşamazdınız. Yapamazdınız.

Şimdi hazırsanız sizi çok üzeceğim.

http://youtu.be/ZsuUHbjXA7Q

December 5, 2013
Yaşıyorduk

image

Yeni dinen yağmurun ardından evden çıktığımızda saat gecenin 2’sine çeyrek vardı. Yalan söylemiş olmayayım aslında 20 dakika vardı. Yağmurdan ıslanıp dışarıya buharlar püskürten sokak lambasının altındaki banka oturduk. Banktaki yağmur damlalarını montumuzun sağ koluyla sildik tabii ki.
Bu tür atmosferlerde her zaman yaptığı gibi bana hayatın çok garip olduğundan, insan ilişkilerinde öğrendiği yeni şeylerin onu daha çok düşünmeye itmesinden bahsedecekti. Ben de kafa sallayacaktım. Çünkü genelde böyle olurdu. Hey durun. Derin bir nefes aldı ve sokak lambasıyla yarışır gibi ağzından buharlar uçup gitti.
-Sence biz özel miyiz?
-Kime göre?
-Toplumun genelini baz alalım.
-Bence değiliz. Birkaç gün önce bunu farketmiştim ben.
-O zaman özelsin, özeliz.
Yine saçma ve yersiz konuşmaya başlamıştı. Şimdi ona sebebini soracağım ve karmakarışık, ucu açık, anlaşılmayan cümleler kurarak kendini haklı çıkaracak. Daha doğrusu çıkarmaya çalışacak.
-Nedeni nedir?
-Özel olmadığımızın farkına varıyorsak özelizdir. Çünkü sıradan insanlar özel olmadığının farkına varamazlar.
Düşüncelerimi okuyup iki cümleyle düşündüklerime pişman ettirdi beni. Doğruydu, en azından diğerlerine göre bir şeylerin farkındaydık. Yaşıyorduk.

http://www.youtube.com/watch?v=oUm4MHEeFCY

3:42am  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw10Ib4Ab
Filed under: deneme özel edebiyat 
November 27, 2013
Süreç - Sonuç

Bedava hamburger ve portakal suyundan daha çok zevk veren bir şey: Güzel bir şeyi bekleyiş.

Süreç-sonuç karşılaşmasında süreç galip geliyor.
Sonucu düşünürken yaşadığın duygu sana daha fazla haz veriyor. Daha çok çabalıyorsun, bekliyorsun, sonucu düşünüyorsun. Sonucu düşünürken hayaller kuruyorsun. Belki de bu, sürecin galibiyetindeki en önemli sebep. Çünkü sonucu süslüyorsun daha da çekici hale getiriyorsun ve bu da süreci inanılmaz hoş bir şeye dönüştürüyor. Bu süreçte sonuç için şarkılar söylüyorsun, kitaplar okuyorsun, bakıyorsun, dolaşıyorsun.

Bekleyiş daha önce hiç bu kadar hoşuna gitmemişti.

Sonuca geldiğinde beklediğinle karşılaşmıyorsun çünkü sonucu en iyi biçimde hayal ettin, süsledin. Kendini bu sonuca inandırmıştın. Beklediğin gibi olmadı ve gelsin şimdi hayal kırıklıkları.

Süreç daha önce hiç bu kadar güzel olmamıştı. Sonuç bu kadar kötü olmamalıydı.

9:32pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw-cAnSF
Filed under: süreç sonuç deneme 
November 5, 2013
Kur-Gu

image

Her geçen gün daha da monotonlaşıyordum. Yataktan kalk, radyonun play tuşuna bas, kırmaya korkmadığın ama üşendiğin o pembe barkodlu yumurtalardan iki tane al ve tavaya kırıp ye. Yerken dişlerimle kırdığım o kabuk parçalarına bir türlü alışamıyordum. Ama olsun, ne de olsa vitamini kabuğunda.

Dışarı çıktığım yok ama bu pantolonların, gömleklerin ütüye ihtiyacı var. Omuzlarım düşmüş şekilde evde ütü avına çıktım. Biraz aradıktan sonra tabakların arasından ütüyü bulup çıkardım. İçine de su doldurdum. Sonuç; üstündeki modeli bozulmuş tişört, bozuk ütü ve hafif yanmış bir el. “İz kalır mı?” diye seslendim. Seslendiğim gibi kaldım. Eğer kedimin miyavlamasını saymazsak… Kediler sahibine benzermiş derler ya, bizde tam tersi. Ben ona benziyorum. Her gün aynı şeyleri söylüyor, aynı şeyleri yapıyorum. Daha doğrusu yapamıyorum.  Bu lanet evde tek başımayım. Canım çok sıkılıyor. Fotoğrafımı çekip Facebook’a atıyorum.

August 28, 2013
Karanlığa Hisleniş

Acı acı bağıran kuşlar,kargalar… Ayışığının altında. İki büyük ağaç var. Simsiyah. Hafif hafif sallanan yaprakları gökyüzündeki Ay’a bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çünkü etrafta kimse yok. İnsanlar yaprakların konuştuğunu öğrenmemeli. Bir tarafta evsiz kişi, elleri cebinde, ağacın dallarını örümcek ağı gibi ören kuş ve kargalara bakıyor. Ağaca bakıyor ardından Ay’a… Bir daha ve bir daha… Hafif bir rüzgar esiyor. kuşların ve kargaların kulak tırmalayıcı çığlıkları başlıyor. Yapraklar televizyon karıncalanması gibi ses çıkarıyor. Ay, hostellerde aniden parlayan neon lambalar gibi. Rüzgar daha da sertleşiyor. Evsiz mecburen korktuğu ağacın gövdesine sarılıyor. Sımsıkı sarılıyor. Gözlerini kapatıyor. Bu korkutucu seslerin arasına, nerden geldiğini bilmediği bebek ağlaması da ekleniyor. Ardından ergen çocuğuna bağıran anne sesi… Oğluna tokat atan babanın sesi… Sanki bir öğretmenin, evet evet öğretmenin öğrencisini aşağılarken sarfettiği cümleleri ve buna yardım eden ses tellerindeki şiddeti hissediyor. Bunların hepsini hissediyor. Beyninin merkezinde, kaslarının tamamına yayılmış biçimde. Kendini kaybediyor.

O, üretecek. Çünkü o hissediyor.

https://soundcloud.com/the-weeknd-thursday/06-the-birds-part-2

10:51pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJwtWzMlM
Filed under: deneme yazı karanlık