Bi' Şeyler
July 18, 2014

Günü nasıl geçirdin
Dün yorgun gibiydin
Çabuk uyu rüyalar hoş
Güneş batar gibi
Sen darılmıştın bana
Çevirmiştin yüzünü diğer yana

Ben her gülüşünde ve her adımında sabahlardım o sırlarda
Mevsim geldi sayende kuşlar sevişmede ağaçlarda

Ruhum soyunmuştu
Zihnim çırılçıplak
Kelimeler hep kir pas
Patavatsız bir kedi
Sarılırdı zamana
Patileri hiç yetişmedi

Ben her gülüşünde ve her adımında sabahlardım o sırlarda
Mevsim geldi sayende kuşlar sevişmede ağaçlarda

July 17, 2014
"

DAHA ÖNCEKİ ÇÖL.

Karşımdaki sensin, sen değilsin,
Karşımdaki çölün bıraktığı.

Karşımdaki sensin-sen değilsin

Sesleri yok olsun istiyorum.

Bilebilseydin bunu,
İnsan seni ne kadar çok seviyor.
Ne kadar çok seviyorum seni,
İnsan seni ne kadar çok seviyor.

Diyapazon olarak kullandığımız kedi iskeleti,
Artık gülüyor.

Artık gülüyor.
Dudaklarındaki büzülmüş iplikler çözülüyor.
Azot depoları tükeniyor.

"

— Ahmet Güntan

July 10, 2014
mer mer

bir merkezde her gün ‘el’ tırnaklarını törpülerken, şimdi mermer ustası olan bir adam ile karşılaştım. “senin tırnaklarını da törpüleyelim” diyip, mermer kesme makinesini çalıştırdı. gülüştük. bir melek benzetmesi yapılacak olsaydı bu adam kaçınılmazdı. her yeri bembeyazdı, tek eksiği kanatları. fazlalıkları göbeği. “senin göbeği de eritelim” diyip kaynak makinesini çalıştırdım.

taburcu olamadı.

4:18pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1L4zZ2B
Filed under: hikaye 
July 4, 2014
a3 - a6

buradan kalkar giderim. kırmızılar arasında dolaşırım. bir gitar solosuna eşlik ederim. aklıma bile gelmeyecek bir kişiyi çok özledim. hiçbir şeyim yok. sırtım yere gelmez. sevilmek istiyorlar. çok mutlu olacağız. yataktan yeni kalkıp bir zeytin dilimlerim. dur. yarın akşam uyuma partisi var. sarin gazını unutma. karbonmonoksit. salvia divinorum. kendime bir şeyler hatırlatmayı hep unutuyorum. yazları karpuzlaşmak istiyorum. gece yarısında bir sokak lambasını öpmek istiyorum. muhammed ali’yi övmek, da vinci’ye sormak istiyorum. kadavraların gizliden nekrofili yaptı mı seni? bütün ölümlerden sonra nekrofil olup yüksek fiyata tablolar alıyoruz. mezarını kazmaya korkup yanında bekliyoruz. mezarlıkta eşitlik yok. siyah parlak mermer taşlar var. kum yığınları var. babannem kil yerdi. temel reis ıspanak yerdi. ben katma değer vergisini düşünürdüm. bir video oyununda ördek düşürürdük. sevgili bizden soğuyunca üşürdük. üşüye üşüye büzüşürdük. toparlanmamız için hakem 10’a kadar sayacak. hemen kalkıp birini bulup hayal kırıklığına uğratmamız lazım. bu böyle sürüp gidecek. kim “vur!” diyecek? kim vurduya gidecek? kim vurdulu olacak, kim kırdılı? yerleşim birimleri. ambulans sirenleri. azrail’in gelmesi, insanlığın bitmesi, siyah gözlük satışının artması, insanların ağlaması. new age kavramları üzerimizde. a3. yuvarlan. devinim yarat. kaosun parçası ol. erik ısır. çok üzülüyorum. kilo almışsınız. a6. ağlayarak koş. koş. koş. kooooooş!

bir plan yapılmış ve bundan haberim yok. her gece bir alışveriş merkezinde gergedan besliyorum.

3:15pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1KXEALm
Filed under: deneme denemededim 
April 3, 2014
viral değildir

uzaklardan giden bir karga
nereye gidebilir?
kim ne diyebilir?
durmadan susan bir damla
nereye dolabilir?
ne su/sayabilir (1, H2o, 3)
iki kere iki eden bir adamla
nasıl dövüşülür?
toplasan beş para etmeyen kadınla
nasıl öpüşülür?
tüm bu olanlar olmayanlar
nasıl örtülür?
körkütük sarhoş, iğneyle gömülür
üç buçuk kardeş, hemen hemen üzülür
yerdeki kanlar, vileda’yla temizlenir
viral değildir
insan durur mu, yapıştırır delirir

1:52pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1B_HI_T
Filed under: viral değil şiir 
April 1, 2014
B1R, 1K1, 111Ç

bakışma/buluşma/öpüşme/duruşma/karışma/üzüşme/bitiş

*like lovers do

11:28pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1Bqs5Fa
Filed under: şiir deneysel aşk 
April 1, 2014
trende yazdım

uçaklar gerçekten hızlı gidiyor
kıskaçlar bedeni acıtıyor
IIIe kadar sayamadan vakit geçiyor
yatışa geçerken
bir derken, iki derken
ince belli camdan kumlar düşüyor
tuzu eksik cenin öksürürken
everyday that I can

11:25am  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw1BoLthc
Filed under: şiir tren ankara 
February 10, 2014
Hazırsanız

image

Diyeceğim şu ki, davranışlarınız birbiriyle tutarlı. Nedense az konuşup çok dinliyorsunuz. Bir de neden lafımı bölmüyorsunuz ki? Ayrıca günde on üç defa empati kurduğunuzu gördüm. Hatta insanlara hep gülümsüyormuşsunuz da. Ne bileyim.

Hatırlıyor musunuz ilk tanıştığımız gün üstümü örtmüştünüz. Hatırlarsınız çünkü siz hep önemsersiniz. Ve o gece uyu(ya)mamıştım, kalktım haberiniz olmadan yanınıza geldim. Çünkü size haber etmezler. Geldim çünkü nefesinizin sesini duyamıyordum, yanınızda uyanmamın sebebi buydu. Ve uyandığımda da üstüm örtülüydü. Yattığınız yastıkta başınızı göremedim ve dokundum yastığa, sıcaktı, yeni uyanmış ve fazla uzaklaşmış olamazdınız. Çünkü siz kırıldığınız insanlardan bile uzaklaşamazdınız. Yapamazdınız.

Şimdi hazırsanız sizi çok üzeceğim.

http://youtu.be/ZsuUHbjXA7Q

December 5, 2013
Yaşıyorduk

image

Yeni dinen yağmurun ardından evden çıktığımızda saat gecenin 2’sine çeyrek vardı. Yalan söylemiş olmayayım aslında 20 dakika vardı. Yağmurdan ıslanıp dışarıya buharlar püskürten sokak lambasının altındaki banka oturduk. Banktaki yağmur damlalarını montumuzun sağ koluyla sildik tabii ki.
Bu tür atmosferlerde her zaman yaptığı gibi bana hayatın çok garip olduğundan, insan ilişkilerinde öğrendiği yeni şeylerin onu daha çok düşünmeye itmesinden bahsedecekti. Ben de kafa sallayacaktım. Çünkü genelde böyle olurdu. Hey durun. Derin bir nefes aldı ve sokak lambasıyla yarışır gibi ağzından buharlar uçup gitti.
-Sence biz özel miyiz?
-Kime göre?
-Toplumun genelini baz alalım.
-Bence değiliz. Birkaç gün önce bunu farketmiştim ben.
-O zaman özelsin, özeliz.
Yine saçma ve yersiz konuşmaya başlamıştı. Şimdi ona sebebini soracağım ve karmakarışık, ucu açık, anlaşılmayan cümleler kurarak kendini haklı çıkaracak. Daha doğrusu çıkarmaya çalışacak.
-Nedeni nedir?
-Özel olmadığımızın farkına varıyorsak özelizdir. Çünkü sıradan insanlar özel olmadığının farkına varamazlar.
Düşüncelerimi okuyup iki cümleyle düşündüklerime pişman ettirdi beni. Doğruydu, en azından diğerlerine göre bir şeylerin farkındaydık. Yaşıyorduk.

http://www.youtube.com/watch?v=oUm4MHEeFCY

3:42am  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw10Ib4Ab
Filed under: deneme özel edebiyat 
November 27, 2013
Süreç - Sonuç

Bedava hamburger ve portakal suyundan daha çok zevk veren bir şey: Güzel bir şeyi bekleyiş.

Süreç-sonuç karşılaşmasında süreç galip geliyor.
Sonucu düşünürken yaşadığın duygu sana daha fazla haz veriyor. Daha çok çabalıyorsun, bekliyorsun, sonucu düşünüyorsun. Sonucu düşünürken hayaller kuruyorsun. Belki de bu, sürecin galibiyetindeki en önemli sebep. Çünkü sonucu süslüyorsun daha da çekici hale getiriyorsun ve bu da süreci inanılmaz hoş bir şeye dönüştürüyor. Bu süreçte sonuç için şarkılar söylüyorsun, kitaplar okuyorsun, bakıyorsun, dolaşıyorsun.

Bekleyiş daha önce hiç bu kadar hoşuna gitmemişti.

Sonuca geldiğinde beklediğinle karşılaşmıyorsun çünkü sonucu en iyi biçimde hayal ettin, süsledin. Kendini bu sonuca inandırmıştın. Beklediğin gibi olmadı ve gelsin şimdi hayal kırıklıkları.

Süreç daha önce hiç bu kadar güzel olmamıştı. Sonuç bu kadar kötü olmamalıydı.

9:32pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJw-cAnSF
Filed under: süreç sonuç deneme 
November 5, 2013
Kur-Gu

image

Her geçen gün daha da monotonlaşıyordum. Yataktan kalk, radyonun play tuşuna bas, kırmaya korkmadığın ama üşendiğin o pembe barkodlu yumurtalardan iki tane al ve tavaya kırıp ye. Yerken dişlerimle kırdığım o kabuk parçalarına bir türlü alışamıyordum. Ama olsun, ne de olsa vitamini kabuğunda.

Dışarı çıktığım yok ama bu pantolonların, gömleklerin ütüye ihtiyacı var. Omuzlarım düşmüş şekilde evde ütü avına çıktım. Biraz aradıktan sonra tabakların arasından ütüyü bulup çıkardım. İçine de su doldurdum. Sonuç; üstündeki modeli bozulmuş tişört, bozuk ütü ve hafif yanmış bir el. “İz kalır mı?” diye seslendim. Seslendiğim gibi kaldım. Eğer kedimin miyavlamasını saymazsak… Kediler sahibine benzermiş derler ya, bizde tam tersi. Ben ona benziyorum. Her gün aynı şeyleri söylüyor, aynı şeyleri yapıyorum. Daha doğrusu yapamıyorum.  Bu lanet evde tek başımayım. Canım çok sıkılıyor. Fotoğrafımı çekip Facebook’a atıyorum.

August 28, 2013
Karanlığa Hisleniş

Acı acı bağıran kuşlar,kargalar… Ayışığının altında. İki büyük ağaç var. Simsiyah. Hafif hafif sallanan yaprakları gökyüzündeki Ay’a bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çünkü etrafta kimse yok. İnsanlar yaprakların konuştuğunu öğrenmemeli. Bir tarafta evsiz kişi, elleri cebinde, ağacın dallarını örümcek ağı gibi ören kuş ve kargalara bakıyor. Ağaca bakıyor ardından Ay’a… Bir daha ve bir daha… Hafif bir rüzgar esiyor. kuşların ve kargaların kulak tırmalayıcı çığlıkları başlıyor. Yapraklar televizyon karıncalanması gibi ses çıkarıyor. Ay, hostellerde aniden parlayan neon lambalar gibi. Rüzgar daha da sertleşiyor. Evsiz mecburen korktuğu ağacın gövdesine sarılıyor. Sımsıkı sarılıyor. Gözlerini kapatıyor. Bu korkutucu seslerin arasına, nerden geldiğini bilmediği bebek ağlaması da ekleniyor. Ardından ergen çocuğuna bağıran anne sesi… Oğluna tokat atan babanın sesi… Sanki bir öğretmenin, evet evet öğretmenin öğrencisini aşağılarken sarfettiği cümleleri ve buna yardım eden ses tellerindeki şiddeti hissediyor. Bunların hepsini hissediyor. Beyninin merkezinde, kaslarının tamamına yayılmış biçimde. Kendini kaybediyor.

O, üretecek. Çünkü o hissediyor.

https://soundcloud.com/the-weeknd-thursday/06-the-birds-part-2

10:51pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJwtWzMlM
Filed under: deneme yazı karanlık 
June 6, 2013
Biraz daha koş

Yol boyunca bu karanlık yolda sadece koşuyorum. Sadece tenime dokunan serin havanın ve içimdeki o huzurun farkındayım. Hiçbir şey düşünmeden sadece koşuyorum. Ama sabit hızda koşuyorum. Gözümü kapatarak koşuyorum, biraz zaman geçince açıyorum. O kadar huzurluyum ki bilincimi kaybediyorum. Birisi yolun kenarından sesleniyor:
-Biraz daha koş.
Ve ben koşmaya devam ediyorum. Koşunca yorulmaz mıyız? Ben bugün yorulmuyorum. Sanırım içimdeki huzurdan dolayı yorgunluğu hissetmiyorum. Dedim ya bilincimi kaybettim. Koşmaya devam ediyorum. Yolun kenarından biri daha sesleniyor:
-İçindeki huzuru kaybedince yorgunluktan öleceksin.
Bilincim yerine geldi. Ölüyorum…

June 5, 2013
Sen de seni

Geceleri başka başka insanları düşünebilirsin. Sevdiğin insanları, nefret ettiğin insanları, yüzlerini görmediğin ama bildiğin insanları, hatta ve hatta henüz dünyaya gelmemiş insanları…

Çünkü geceleri, seni düşünür hep birileri…
Bu gece sen de seni düşünüyorsun.

May 30, 2013
Cızırtılı Radyo Sesleri

Şehirden uzak, yıldızların sayılabildiği, sadece ay ışığının aydınlattığı ormanvari bir yerdeyiz. Mevsim sonbahar olduğu için hava biraz soğuk, hafiften de rüzgar var. Ama ara sıra esiyor. Nostalji yaşamayı sevmediğimiz için yanımızda el feneri yok. Telefonlarımızın kamera ışıklarını kullanacağız. Beatles, Presley falan da dinlemiyoruz. Yanımdaki, peltek çocuk Berkay… Peltek olduğunu yüzüne söylemiyorum. Kendisinin bunun farkında olmadığından veya üzülmesini istemediğimden değil, o da benim diş tellerimi yüzüme vurmasın diye. Diş telim olmasa da peltekliğini yüzüne vurmazdım. Çünkü kız arkadaşları böyle çok tatlı olduğunu, peltekliğin ona yakıştığını söylüyorlar. Gerçi bana da diş telinin yakıştığını ve çok tatlı göründüğünü söylerler. İkimiz de buna inanmıyoruz.

Aslında telefon ışıklarına da gerek yok. Ayın ışığı yetiyormuş. Çantalarımız sırtımızda, üstümüzde hırkalarla sakince yürüyoruz. Berkay’a soruyorum:
-Anneannen mi ördü bunu?
-Hayır Elsiva’dan aldım.

Beni sinirlendirmek için “Elsiva” der oraya. Sinirlenmemiş gibi yapıyorum ama yine de sinirleniyorum. Yürümeye devam diyoruz.

-Riders on the Storm açsana telefondan. Şu an durumumuza da çok uyuyor.
-Meltemi bu kadar büyütmeye gerek yok. Yaprak seslerinden duyulmaz zaten. Ayrıca çok nostaljik.

Çocuk beni sinirlendirmekte adeta zirveye oynuyor. Birinci olan malum kişinin yerini alacak gibi. Biraz yürüdükten sonra sinirlendiğimin farkında olsa gerek ortamı yumuşatmak adına geri vites atıyor.

-Yapraklara her bastığımızda sanki Magnum ısırıyormuşuz gibi. Değil mi?
-Hayır, Doritos.

Durumu 2-1’e getiriyorum. Ya da öyle zannediyorum.
Doritosu yerken, Magnum’u ısırırken bayağı bir yol aldığımızı farkediyorum. İlerde gölümsü sulak bir alan gözüküyor ve onun üstünden ay, ışıklarını gölümsüye yalatarak yüzümüze vuruyor. Ama hiç ıslak değil. Biraz daha yaklaştığımızda anlıyoruz ki burası gölün bir koyu. Kıyısı yarım ay şeklinde ve kumlarla kaplı. Etrafında da kayalar var. Evet burası gölmüş.

-Şşşt, dur dur dur. Şuna bak!

Berkay’ın işaret parmağından hayali bir lazer yapıyorum ve kırmızı ince ışığın nereyi gösterdiğine bakıyorum. Bir karavan. Polyanna hemen yardımıma yetişiyor.

-Bu evrende sadece dünyalılar olmadığı gibi bu ormanda da bizden başka birileri olabilir zaten. Sevişiyorlardır belki içinde.
-Ohh çok doğru söylüyorsun. Rahatladım şu an.

Yapacağın yardımı sikeyim Polyanna. Kendi kalemize gol attık. 3-1. Polyanna gibi bu kinin de bir yardımı olmayacağına kanaat getirerek skoru bir kenara bırakıyorum.
Durumu çok mu abartıyorum bilmiyorum ama bilinçli davranmanın vakti. Önümüzde bir karavan var. İçinden sarı renkte loş bir ışık yayıyor. İşin garip yanı karavanın bağlı olduğu bir araba yok. Aramızda küçük bir kritik yapıyoruz. Nostaljiyi sevmeyen ama heyecanı seven biz, oraya gideceğiz. Her türlü ihtimale karşı yüksek teknoloji bıçaklarımızı elimize alıyoruz ve karavana doğru yürümeye başlıyoruz. Tedbirli ve sessiz bir şekilde yürüyoruz. Karavanla aramazdaki mesafeyle Berkay’la aramızdaki mesafe doğru orantılı olarak değişiyor. Yapışık ikiz biçiminde karavanın yanına kadar geldik. Duruyoruz. Karavanın açık olan kapısından cızırtılı radyo sesleri geliyor. Pencereden bakacağız ama perdelerle kapalı. Mecburen elimdeki bıçağın verdiği güvenle tüm cesaretimi toplayarak karavanın açık kapısının önüne dikiliyorum. Sevişen bir çift…

-Karavanın arabası nerde lan?
-Onlar nostalji oldu abi.

Bizler nostalji sevmeyiz. İnsan neden şimdiki zamanı değil de geçmişi tercih eder? Çünkü beynimizin içinde hâlâ sömürülecek bir şeyler vardır. İşte bu nostalji bağımlılığıdır hep yeni bir şeylerin çıkmasını engelleyen. Bu kadar mı umutsuzuz gelecekten?

3:50pm  |   URL: http://tmblr.co/ZoblJwmAp49z
Filed under: hikaye nostalji